SEVDİKTE GELDİK.....27
Görüş:
Aşk, gülü dikeniyle avuçlamak; ama elleri kanatan dikenin hesabını gülden sormamaktır.
Efsane:
Gülü yaprağıyla beraber taşımak gerekirmiş. Yapraksız gül taşımak sevgiliden ayrılmağa delâlet edermiş.
Hikmet:
Allah'ın gülü dikenli yarattığından şikâyet etmek nadanlık; dikenler arasında gül yarattığına şükretmekse teslimiyettir.
İnşâd (Hayyam'ın sesinden):
Gül dedi ki,
-Benim yüzüm kadar güzel bir başka yüz olmadığı hâlde, gülyağı çıkaranların bana çektirdikleri azap nedendir, bir bilsem!..
Bülbül de cevaben dedi ki:
-Dünyada yalnızca bir gün güldüğü için bir yıl azap çekmeyen kim vardır?
Biz olsak şöyle derdik:
-Dünyada bir gül kendisine gülümsesin diye bin azap çekmeyen bülbül mü olur?!..
Nutuk:
Gül!.. Şarkın ateş renkli çiçeği!
Mazlûme; bir güle taktığım ad.
Sen her çağda yeniden doğar, her bahçede yeniden açarsın mazlume, yanmak ve yakmak için. Yanışta mısın mazlume ve seni yandırmak için yarışta mı sefiller? Yanmaktan yakmaya an bulunmuyor mu gülüm?.. Sen bana mı benziyorsun mazlume?!. Gel ağlaşalım...
Mazlume!.. De bana, kim çizdi yüreğini derin acılarla?!.. Kim savurdu yapraklarını?!.. Kim düşürdü başından destarını?!..
Hayata tutunduğun narin dalına kim yüklendi bunca hicranı? Ebrulî düşüncelerine kim su koydu, kim dalgalandırdı hasretini?!.. Sineni çâk çâk eyleyen de ne mazlume?!.. Bağrına elifleri çeken kim?!..
Bir bülbül yanmasın mı? Dalına konmasın mı? Aşkına kanmasın mı mazlume, adını anmasın mı? Eleminle kuruyunca can evi, gazele dönmesin mi?!..
İskender PaLa / GöZGü
--~--~---------~--~----~--~-SADIK------------
İnsanlar zengin olurlar; sonra amansız bir fakirlik hayatlarını kuşatır. Büyük şereflere, şan ve şöhretlere kavuşturulurlar, sonra da yerlerde sürünmeye mahkûm edilirler.
Neden bazı insanlar ıstıraplarla, yokluklarla boğulurken birden her şey tersine dönüverir? Ya da neden her şey kendilerine koşturulan birçok insanın elleri bomboş bırakılır? Malları, çocukları, eşleri, işleri koparılır dünyalarından...
Hepimiz bu iki gerçekten en az birini yaşadık, yaşıyoruz ya da yaşayacağız. Ya kızgın kumlar altında inleyerek sertleşen, her tarafa kök salan bir ağaç gibi dayanıklı yetişeceğiz ya da yağ ile bal üzerinde yeşererek aniden boy atan bir ot gibi yükselip sonra da çürüyüp gideceğiz .
Bu yazıyı okuyan birçok insan bu satırların sahibi gibi acılarla büyümüştür. Birçok gayretli arkadaşımı tanırım. Gayret ederler, didinirler, yırtınırlar. Kader onları hangi sebeplerden dolayı her gün yeni bir başarıya koşturuyor dersiniz?
Bunu çok düşündüm. Bana ihsan edilen nimet ikiye katlandığında ya da elimdekileri kaybediverdiğimde düşündüm. Gerçekte biz sadece kendi çalışmalarımızla mı kazanıyor ve kendi çalışmalarımızla mı kaybediyoruz? Oysa kazanmak uğrunda çırpınan nice insanın elleri boştur. İstediklerine kavuşturulan nice insanın elleri de istemedikleri halde boşaltılır. Neden?..
Peygamberimiz(s.a.v.) cevap veriyor bu soruya: "Nimete teşekkür nimetin gitmesine karşı bir garantidir."
İyilik yaptığınız bir insanın nankörlüğü ve ihanetiyle karşılaşırsanız o insanı bir daha iyilik yapılmaya layık görür müsünüz? Hele de her iyiliğiniz karşısında nankörlükle cevaplandırılırsanız... Nankör insan iyiliğin değerini idrak edemeyen, ayaklar altında sürünmeye layık insandır.
Kim elindeki nimetin elinde bırakılmasını istiyorsa ihsan edene şükretmesini bilmelidir.
Biz Yaratıcımızın ne kadar engin ihsanlarına mazhar oluyoruz. Dünyalar dolusu servetle değişmediğimiz vücut organlarımızın Rabbimizin hediyesi olduğunu çok az düşünüyoruz; hatta bilmiyoruz bile... Bu azaların tatmini için dünyaya serpilen sonu gelmez güzelliklerin ihsan olduğunu en gıpta edilen pek çok büyük insan bile günde bir kaç defacık hatırlıyor. Zihinlerimiz dünyeviliğin acımasız işgali altında inliyor.
Saniyeleri kuşatan nimetler karşısında insan bu kadar nankörken, Yaratıcının ne büyük rahmeti ve sevgisi vardır ki ihsanını hala aralıksız devam ettiriyor. Aldığı her nefesten dolayı, havayı ve akciğeri Yaratana şükretmeyenin akciğerleri sökülüp atılmıyor. Çoğu zaman hak ettiği halde kör bir tarla faresine dönüştürülmüyor nankörlük eden.
Umumi nimetler Yaratıcının vaadidir. Oysa vakti geldiğinde santim santim hesabı sorulmayacak hiçbir nimet yoktur.
Bir de hususi nimetleri düşünelim. Sevimli bir eş ve güzel çocuklara kavuşturulanlar... Zenginlik ve şerefle donatılanlar... Nice nankör insanların ellerinden bunlar parça parça edilerek alınmıştır .
Peygamberimizin(s.a.v.) buyurduğu gibi "Nimete teşekkür etmek nimetin gitmesine karşı bir garantidir." Bile bile kaybetmek böylesi bir nankörlüğün sonucudur.
Güzel konuşabilmesine şükretmeyenin bir gün dili tutulabilir. Zekâsına teşekkür ile karşılık vermeyenin bir gün beyni dumura uğratılabilir. Güzel yaratılışına şükredebilenin güzelliği de her gün arttırılır.
Çok şükür ki şükredebilme kabiliyeti olan varlıklar olarak yaratıldık.
Hayatının İmamı, İnsanların Önderi Olmak
>
>
>
> Bakara 124: "Hani Rabbi, İbrahim'i bir takım emirler ile denemiş, o da
> onları yerine getirmişti. Bunun üzerine Allah: "Seni insanlara önder
> yapacağım" demişti. İbrahim: "Soyumdan da" deyince, Allah: "Zalimler
> bu taahhüdümün kapsamına asla giremezler" buyurdu.
>
>
> Herkes gibi o da bu cihana imtihan ve kulluk için gönderilmişti.
> Rabbisinden gelen bütün emirleri eksiksiz yerine getirmiş, O?nun
> hoşnutluğunu kazanarak henüz bu dünyada iken övgüye, nimete
> kavuşmuştu.
>
>
> Hz.İbrahim'i duymayan yoktur. Hani oğlunu Allah'ın emri neticesinde
> kurban edecekken gökten koç indiren Rahman'ın övülmüş kullarından,
> hani Nemrut denilen zalimin ateşe attırdığı lakin ateşin onu yakmadığı
> teslimiyet ve samimiyet boyalı insan.
> Hz.İbrahim, Hz.Peygamberimiz(sav)in dedesi. Beş vakitte tahiyyata,
> dilimizde, duamızda, hayatımızın içinde. İsmi, zikri var, peki ya
> önderliği, eksiksiz kulluk yapma gayreti ile ne derece
> düşüncelerimizde, hatıralarımızda, en azından hayallerimizde?
> "Kema barakte ala İbrahim'e ve ala ali İbrahim" derken biz müslümanlar
> onun ruhundan ne derece feyiz, cesaret, teslimiyet, hilm
> soluklayabilmekte......
> Boşvermişlik dünyası, umursama bunları, kapat gözlerini,
> kulaklarını.Nereye kadar......
> Mezara kadar tabii ki.
>
>
> Asıl şimdi dört açmak gerek gözleri, çalıştırmak önce aklı.
> İbrahim(as) gibi olabilmek için onun gibi tefekkür etmek, yukarılara,
> ötelere, hep ileri bakmak, hedefi en yükseğe almak gerek.
> İbrahim(as), yıldızlara, ay ve güneşe bakardı.Bütün bunlar parlaktı,
> en tepedeydi. Tıpkı kendi gibi ışık saçıyordu yolda kalmışa, nur
> veriyordu karanlıklarda. Lakin o kendi nefsine kapılmadı, biliyordu,
> muhakemesini yapıyordu. Bir gün oda yıldız gibi, güneş gibi batıp
> kaybolacaktı.
>
>
> Benliğini eritmiş, nefsini Rahman?ın rızası doğrultusunda hareket
> ettirmiş, hem hayatının hem de insanların önderi olmuştu. Ne dersiniz
> yy lardır müminlerin dilinde, namazlarda son oturuşlarda zikrettiğimiz
> Hz. İbrahim(as), karlı, emsalsiz bir hayat yaşamış değil mi?
>
>
> O'nun gibi olamayız lakin, herkes kendi istidadıyla, gücüyle hayatının
> İbrahim'i olabilir.Rahman'da bunu istiyor bizden. Bizi ateşe atarak
> yada sevdiklerimizi kurban etmemizi isteyerek imtihan etmeyecek.
> Belki validemize, babamıza hizmette, hürmette gizlidir hoşnutluğu...
> Eşimize, çocuğumuza harcadığımız emekte, sevgide.......
> Komşumuza ikram ettiğimiz sıcak bir çorbadadır rızası....
> Allah yolunda tozlanan ayakta.....
> Hiç aramayan, sormayan akrabanın hatırını sormakla alınacaktır sıratta
> mesafe....
> Yada müslim kardeşimizin bir ihtiyacını gidermekle elde edeceğiz ihlası.......
> Zerre miktarı iyiliği dahi küçümsemeden, kaçırmamaya çalışarak
> kazanılacaktır muhabbetullah....
> Netice de hep aramak, uyanık ve diri kalmak, hayatımızı her türlü
> zulümden uzak yaşamak.
> Biz kendi hayatımızın imamı olalım, Rahman dilerse önder kılar diğer
> insanlara, dilerse bekçi yapar.
> Mühim olan Hz. İbrahim gibi "özümü ve yüzümü sırf sana teslim ettim"
> duasıyla, niyetiyle yaşayabilmektir.
>
> ___feride hülya gökşen___